KAYABAŞI

DAİRE BAŞKANLIĞI GÖREVİNDEN ALINMA

DAİRE BAŞKANLIĞI GÖREVİNDEN ALINMA
DAİRE BAŞKANLIĞI GÖREVİNDEN ALINMA

Daire Başkanlığı kadrosu hem  bakanlık merkez teşkilatında hem de belediyeler ve üniversitelerde en fazla yer alan kadrolardan biri olup, bu kadrolara atanma ve görevden alma sık sık yargı organları önüne taşınmaktadır.

3 sayılı Üst Kademe Kamu Yöneticileri İle Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usûllerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Atanma Usulü" kenar başlıklı 2. Maddesinin 2. Fıkrasında "Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlere Cumhurbaşkanı kararıyla, (II) sayılı cetvelde yer alan kadro, pozisyon ve görevlere Cumhurbaşkanı onayı ile atama yapılır. Bu cetvellerde sayılmayan kadro, pozisyon ve görevlere, ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı, bakan veya atamaya yetkili amirler tarafından atama yapılır. Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakan bu yetkisini alt kademedeki yöneticilere devredebilir" kuralına, 4. Maddede ise "Cumhurbaşkanının görevi sona erdiğinde, bunların görevi de sona erer." kuralına yer verilmektedir.

II sayılı cetvelde bakanlık daire başkanları da sayılmakta olup, burada zikredilen daire başkanlarının müstakil daire başkanları mı yoksa bakanlık daire başkanları mı olduğu sorusu teoride ve yargı kararlarında tartışmalıdır. (Her ne kadar 3 sayılı CBK'da yer alan daire başkanlığının müstakil daire başkanlığı olduğu öne sürülmekte ise de, 375 sayılı KHK’nın (II) sayılı cetvelinde belirtilmiş olduğu gibi “(Başbakanlık, bakanlık ve müsteşarlıklarda teşkilat kanunlarında hizmet birimi olarak tanımlanmış birimlerde)”ki daire başkanı ibaresi ile Devlet Memurları Kanunu’nun 68. maddesinde yer alan  "üst kademe kamu yöneticisi sayılmayan daire başkanı" ibareleri birlikte değerlendirildiğinde 3 sayılı CBK'nın ayrıma gitmeden tüm daire başkanlarını esas aldığı lafzi yorum ile söylenebilecektir.)

Aynı Kararnamenin "Görevleri sona erenler ve görevden alınanlar" kenar başlıklı 6. Maddesinin (4) bendinde ise;

"... daire başkanı kadro ve pozisyonunda bulananlar ile genel müdürden daha alt düzeydeki kadro, pozisyon veya görevlerde bulunanlar ve taşra teşkilatında il müdürü ve bölge müdürü kadro, pozisyon ve görevlerinde bulunanlardan; 

a) Daha önce bulundukları 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin “Ortak Hükümler” bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı bendinde sayılan denetim elemanı ya da uzman kadrolarına veya bunlara denk pozisyonlara,

b) (a) bendi kapsamına girmeyenlerden bu fıkranın birinci paragrafında sayılan kadro, pozisyon ve görevlerde toplam en az üç yıl görev yapmış olanlar, 657 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin “Ortak Hükümler” bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı bendinde sayılan denetim elemanı ya da uzman kadrolarına veya bunlara denk pozisyonlara,

c) (a) bendi kapsamına girmeyenlerden bu fıkranın birinci paragrafında sayılan kadro, pozisyon veya görevlerde üç yıldan az süreyle görev yapmış olanlar, merkez veya taşra teşkilatında araştırmacı kadro veya pozisyonlarına atanırlar.

(5) Bu madde hükümlerine göre atananlar için uygun boş kadro veya pozisyon bulunmaması hâlinde, söz konusu kadro ve pozisyonlar ihdas edilmiş ve kurumların kadro cetvellerinin ilgili bölümlerine eklenmiş sayılır." kuralına yer verilmektedir. 

Madde uyarınca a üç yıllık süreyi dolduran daire başkanları   denetim elemanı ya da uzman kadrolarına veya bunlara denk pozisyonlara atanması gerekmekte olup, genellikle daire başkanlarının görevden alınırken bir yada iki alt göreve atandıkları ve bu atama işlemlerinin iptali için davalar açıldığı görülmektedir. 

 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 3. maddesinde, sınıflandırma, kariyer ve liyakatin temel ilkeler olduğu, 4. maddesinde asli ve sürekli kamu hizmetlerinin memurlar ile ifa edileceği,  33. maddesinde kadrosuz memur çalıştırılamayacağı kurala bağlanmıştır. 

Öte yandan, yerleşmiş Danıştay içtihatları uyarınca (Danıştay 5. Daire, E:1995/3956, K:1998/1460) memurun kendi kadro görevinde çalıştırılması esastır. 

Anılan mevzuat ile personel atamaları konusunda idarelere tanınan takdir yetkisinin mutlak ve sınırsız olmayıp, kamu yararı ve hizmet gerekleri ile sınırlı bulunduğu İdare Hukukunun bilinen ilkelerinden olup, bu yetki kullanılmak suretiyle tesis edilen işlemlerin ancak kamu yararı ve hizmet gerekleri göz ardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması ya da idari yargı merciince saptanması halinde sözü edilen bu durumun dava konusu işlemin sebep ve maksat yönlerinden hukuka aykırılığı nedeniyle iptalini gerektireceği yerleşmiş yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. 

657 sayılı Kanunun 132. Maddesinde "Aylıktan kesme cezası ile tecziye edilenler 5 yıl, kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile tecziye edilenler 10 yıl boyunca daire başkanı kadrolarına, daire başkanı kadrosunun dengi ve daha üstü kadrolara, bölge ve il teşkilatlarının en üst yönetici kadrolarına, düzenleyici ve denetleyici kurumların başkanlık ve üyeliklerine, vali ve büyükelçi kadrolarına atanamazlar" kuralına yer verilmekte olup,  özellikle belediye ve üniversitelerde rektör yada belediye başkanı değişince daire başkanlarının görevden alınması için uyduruk soruşturmalar açılarak aylıktan kesme cezası verilerek daire başkanlarının görevine son verildiği görülmektedir. 

Danıştay 5. Dairesinin Danıştay Dergisinde de yayımlanan E:2009/3013, K:2011/7360 sayılı  kararında yönetici atamalarına ilişkin açılacak davalarda, işlemin sebep unsuru yönünden dikkat çekici tespitleri bulunmaktadır. Karara göre:

“İdari kurumlar, görevlerini yerine getirebilmek bakımından, yönetici kadrolarına, bu kadroların görevlerini yerine getirebilecek nitelik ve yeterlikte personel ataması yapmak zorundadırlar. Bu konuda atamaya yetkili amirlerin takdir yetkileri bulunduğu gibi, o görev için en uygun kişiyi seçme görevleri de vardır. Bu bakımdan, bu şekilde atanan kişilerin, görevin gerektirdiği koşullara sahip ve o görevi yerine getirmeye en uygun personel olduklarının kabulü zorunludur. Bir göreve atanan personelin o görevden alınması da, kendisinden kaynaklanan olumlu ya da olumsuz hususlardan dolayı olabilir. Görev gereklerini yerine getiremediği, yetersiz ve başarısız olduğu, ya da görev başında kalmasında kendisinin veya kurumunun itibarı yönünden sakıncalı sayılabilecek tutum ve davranışları gibi olumsuz nedenler alınma gerekçesi oluşturabileceği gibi; birikiminden yararlanma amacıyla daha üst bir göreve atanmak üzere seçilmesi gibi olumlu nedenler de görev değişikliğinin hukuki sebebini oluşturabilir. Ancak, kişiden kaynaklanmayan, onun dışındaki, bilhassa idarenin işlem ve eylemleri sonucu oluşan nedenlerle görevden alma işlemi, hukuka uygun olarak nitelendirilemez.”

Danıştay kararında da vurgulandığı üzere yönetici kadrolarında olanların başarısız yada yetersiz olması halinde görevden alınabileceği yada  bir üst göreve atanmanın  sözkonusu olacağı vurgulanmıştır. Başarısızlık sözkonusu olmadığı hallerde genellikle kararlarda aşağıdaki gerekçeye yer verilmektedir;

"...., davacının öğrenimi, geçmiş hizmetleri ve bu görevlerin niteliği değerlendirildiğinde, davacının daire başkanlığı görevine atanmadan önce 17 yıl hizmeti bulunduğu, kariyer ve liyakat ilkelerine uygun bir şekilde sırasıyla alt görevlerde belli süreyle tecrübe elde ettikten sonra daire başkanlığı görevine atandığı, davacının davalı idare emrinde daire başkanı olarak görev yaptığı süre boyunca başarısız ve yetersiz olduğu ya da görevinden alınmasını gerektirecek bir fiili, tutum ve davranışı ile hizmete etkisi olan herhangi bir olumsuzluğu bulunduğu yönünde bir tespit bulunmadığı gibi daire başkanlığı görevinden alınıp hiyerarşik bakımdan daha alt bir görev olan şube müdürlüğüne atanmasını gerektiren hukuken geçerli herhangi bir somut sebebinin veya hakkında yürütülen adli/idari soruşturma bulunduğu hususunda herhangi bir beyan yahut bilginin dava dosyasında mevcut olmadığı, ayrıca yine yürütmekte olduğu görev alanıyla ilgili olarak çok sayıda sertifika ve belgelerinin olduğu hususları bütün olarak dikkate alındığında hiyerarşik olarak alt dereceli kadrolarda görev yaptıktan sonra daire başkanlığına atanan davacının, bu görevden alınmasını gerektirecek nitelikte herhangi bir somut neden bulunmaksızın salt takdir yetkisine dayanılarak bu görevden alınmasına ve şube müdürü olarak atanmasına ilişkin dava konusu işlemde gerek mevzuat gerekse ve Danıştay'ın istikrar kazanmış içtihatlarında vurgulanan temel ilkeler bağlamında hukuki isabet görülmemiştir."

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da yeni tarihli bir (E:2018/844) kararında “Maddi olay göz önüne alındığında; davalı idare emrinde daire başkanı olarak görev yapan davacının bu görevden alınarak uzman kadrosuna atanmasında davalı idarece herhangi bir gerekçe ileri sürülmediği gibi davacının görevinde başarısızlığı yada yetersizliği hususunda somut bir neden de ortaya konulmamıştır “ gerekçesi ile büyükşehir daire başkanının görevden alınmasına ilişkin işlemin iptal edilmesine karar vermiştir. 

Öte yandan, bizim personel rejimimiz ve 657 sayılı Kanunda dikey hiyerarşi-dikey yükselme kabul edilmiştir. Bir kurumda Genel Müdür  olmak için kamu görevlilerinin şube müdürü, daire başkanı, genel müdür yardımcısı kadrolarını iktisap etmesi gerektiği genel kuraldır. Öte yandan, genel müdür yardımcısı oldu iseniz artık genel müdür yardımcısı yada daire başkanı olarak atanmazsınız, dikey hiyerarşi ve dikey yükselme bunu gerektirir.   Daire  başkanlığından  alınan biri dikey  yükselme gereği aynı kurumda bir alt göreve atanmaz.  Çünkü dikey yükselme bunu gerektirmektedir. 

Nitekim, Hazine Müsteşarlığında daire başkanı olarak görev yapan davacının 5. Derece hazine kontrolü kadrosuna atanmasına ilişkin işleme karşı açılan davada Danıştay 2. Dairesi E:2020/1486, K:2021/2120 sayılı kararı ile "davacının ... kadrosundan alınarak Hazine Kontrolörü kadrosuna atandığı ve dava konusu olayda davalı idarenin, kanunla kendisine tanınmış olan takdir yetkisini kamu yararı ve hizmet gerekleri dışında keyfi kullandığı ve özel nedenlere dayandırdığı noktasında dosyada herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığı açık ise de; 1. derece kadroda, 2. derecenin 2. kademesi kazanılmış hak aylığı ile görev yapan davacının, dava konusu işlemle isteği olmaksızın, bulunduğu kadro derecesinin altındaki 5. dereceli kadroya atamasının yapılması suretiyle kadro derecesinin gözetilmediği anlaşılmış olup, anılan işlemde bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmamaktadır." gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.

 Danıştay 2. Dairesinin 2005/1147 E, 2007/3993 K sayılı ve 24/10/2007 tarihli kararında da;

“aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilmiş olmasının yöneticilikten alınmayı gerektirmediği, soruşturmanın içeriği ve fiilin niteliği göz önüne alınarak yöneticilikten alınmayı gerektiren bir fiil olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği” yönünde değerlendirme yapmıştır.

Daire başkanlığı, bürokrasinin en temel kadrosu olup, tüm bürokratik süreçleri yöneten birimdir. Bakanlıkların, belediye ve üniversitelerin yürütme birimleri olan bu kadrolara hukuka aykırı bir şekilde atama/görevden alma yapılması halinde idari yargı merciilerine başvuru yapılarak işlemin iptali yoluna gidilebilir. Özellikle disiplin cezası verilerek görevden alınma halinde hem disiplin cezasının hem de atama işleminin iptali istenilerek sonuç almak mümkündür. 

Av. Sadi KAYABAŞI 

Paylaş:
Son Blog Yazıları
1 Haziran 2024 Cumartesi
Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonları tarafından yapılan zabıt katipliği sözlü sınavları öncesinde, sınav komisyonlarınca sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanması ve tutanağa bağlanması, her adaya sorulan soruların kayda geçirilmesi ve adayların verdiği yanıtlara hangi komisyon...
30 Mayıs 2024 Perşembe
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Aday Sürücülük" başlıklı 17. maddesinde; 12.7.2013-6495/22 md.) İlk defa sürücü belgesi alanlar en az bir yıl süre ile aday sürücü olarak kabul edilirler. Aday sürücülüğün süresi, aday sürücülerin sürücü belgelerinin iptal edilme ve yeniden sürücü belgesi a...
30 Mayıs 2024 Perşembe
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinde, ticari faaliyet çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu hükme bağlanmış, 10. maddesinin (a) bendinde; mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması vergiyi doğuran olay kaps...