Anayasa'nın 42. maddesinin birinci fıkrasında "Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz." düzenlemesine yer verilmiştir.
Başvuruya konu Anayasa Mahkemesi kararında da vurgulandığı üzere "Eğitim, Anayasa tarafından doğrudan güvence altına alınmış bir haktır. Ayrıca eğitim, çok özel bir kamu hizmeti olarak sadece doğrudan faydaları olan bir hizmet değil geniş sosyal fonksiyonları da olan bir hizmettir. Demokratik bir toplumda insan haklarının sağlamlaşması ve devamı için eğitim hakkının vazgeçilmez ve temel bir katkısı olduğu da aşikârdır.
Başvuruya konu olayda, 1/1/1968 doğumlu olan başvurucu 4/6/1990 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksekokulundan mezun olmasının ardından 2011 yılında Fatih Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Ana Bilim Dalında yüksek lisansını bitirmiş, 2011-2012 eğitim öğretim yılında Gürcistan Uluslararası Karadeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Yönetimi Ana Bilim Dalında doktora çalışmalarına başlamış; 2012-2013 eğitim öğretim yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsüne işletme doktora programına yatay geçişle kabul edilmiştir.
Başvurucu, Süleyman Demirel Üniversitesinde yürüttüğü doktora eğitimini tamamlayarak Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulunun 7/5/2015 tarihli kararıyla mezun olmuştur. Başvurucu, doktora programından mezuniyetinin ardından Ardahan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksekokulu Sağlık Yönetimi Bölümünde yardımcı doçent olarak görev yapmaya başlamıştır.
1/3/2016 tarihinde, Gürcistan Uluslararası Karadeniz Üniversitesinden yapılan yatay geçişlerin mevzuata uygun yapılıp yapılmadığı hususunda Süleyman Demirel Üniversitesinde bir inceleme başlatılmıştır. Yapılan inceleme sonucunda başvurucunun doktora yeterlilik sınavına girebilmesi için Süleyman Demirel Üniversitesinin Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği'nde aranan seminer dersini almış olma şartını taşımadığı tespit edilmiştir. Söz konusu eksiklik nazara alınarak 11/5/2016 tarihinde Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulu kararıyla başvurucunun doktora mezuniyetinin iptaline karar verilmiştir.
Başvurucu bu işleme karşı dava açmış, Yerel Mahkeme oyçokluğu ile davayı reddetmiştir. İstinaf Dairesi de ret kararını onamış olup, dosya bireysel başvuru ile Yüksek Mahkeme önüne gelmiştir. Yerel Mahkeme karşı oy gerekçesinde Danıştay İBK'nın 6/7/1987 tarihli ve E.1987/1, 2, 4, K.1987/2 sayılı kararına atıf yapılmıştır.
Danıştay İBK'nın 19/3/1988 tarihli ve 19759 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6/7/1987 tarihli ve E.1987/1, 2, 4, K.1987/2 sayılı kararında 1967-1968 yılı üniversiteler arası giriş sınavında fakülteye kayıt için yeterli puanı almamış olmalarına rağmen hileyle idareyi yanıltarak Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesine kayıt yaptıran davacılar hakkında tesis edilen ilişik kesme işleminin bu kişilerin sahip oldukları fiilî durum sebebiyle kazanılmış hak ilkesine aykırılık teşkil edip etmediği hususu ele alınmıştır. Kararda, yanlış idari işlemlerden dolayı kişi yararına hak veya korunması gereken yerleşmiş bir durum doğmuş ise işlemlerin ancak iptal davası süresi içinde geri alınabileceği, bu sürenin dolması hâlinde ise idare için de işlemin kesinleşeceği kuralına yer verilmiştir. Bununla birlikte kararda; söz konusu kuralın iyi niyetli kişiler için geçerli olduğu, yokluk, butlan yahut kişinin gerçek dışı beyanı ve hilesi gibi yanlış işlem tesisine neden olduğu hâllerde süre şartına bağlı kalınmaksızın işlemin geçmişe etkili olarak geri alınabileceği belirtilmiş ve sakat işlemlerin öğrenim süresi içinde geri alınmasında bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Yüksek Mahkeme kararında önce eğitim hakkına vurgu yapmış;
"32. Eğitim, Anayasa tarafından doğrudan güvence altına alınmış bir haktır. Ayrıca eğitim, çok özel bir kamu hizmeti olarak sadece doğrudan faydaları olan bir hizmet değil geniş sosyal fonksiyonları da olan bir hizmettir. Demokratik bir toplumda insan haklarının sağlamlaşması ve devamı için eğitim hakkının vazgeçilmez ve temel bir katkısı olduğu da aşikârdır (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583,10/12/2014, § 66). Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında eğitim hakkının yükseköğrenim seviyesini de kapsadığına (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 28; İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 36), belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına etkili bir biçimde erişimin sağlanmasını güvence altına aldığına (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, § 68), kamu otoritelerine bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe şeklinde bir negatif ödev yüklediğine (Adem Öğüt ve diğerleri, B. No: 2014/20527, 22/11/2017, § 44; Yüksel Baran, B. No: 2012/782, 26/6/2014, § 36) karar vermiştir." cümlelerine yer vermiştir.
Kararın devamında doktora diplomasının iptaline değinen Yüksek Mahkeme tarafların kusuruna vurgu yapmıştır;
"Somut olayda başvurucunun doktora yeterlilik sınavına girebilmek için aranan seminer dersini almış olma şartını taşımadığı tespit edilmiş vesöz konusu eksiklik nazara alınarak 11/5/2016 tarihinde Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulu kararı ile başvurucunun doktora mezuniyetinin iptaline karar verilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun eğitim hakkına yönelik olarak gerçekleştirilen müdahalenin ilgili eksiklik sebebiyle gereklilik arz ettiği ve meşru amaç olan eğitim kalitesinin sağlanması için elverişli olduğu görülmüştür.
Başvurucu -aldığı eğitimin seviyesi dikkate alındığında- kendisine haklar ve birtakım ödevler yükleyen ilgili mülga Süleyman Demirel Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği'ni bilmekle yükümlüdür. Nitekim seminer dersi alma zorunluluğu da anılan Yönetmelik'ten kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda Yönetmelik'te öngörülen söz konusu zorunluluğa rağmen başvurucunun doktora eğitimi sırasında seminer dersi alma yönünde bir talebinin bulunduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadığı görülmüştür. Bu bilgiler ışığında söz konusu eksiklik yönünden başvurucunun kendinden beklenen özeni gösterdiği söylenemez.
Bununla birlikte doktora yeterlilik sınavına katılma şartlarını taşımamasına rağmen başvurucunun yeterlilik sınavına kabul edilmesinde idarenin kusuru olduğu, sınav için gerekli şartları taşıdığı hususunda idare tarafından hatalı bir değerlendirme yapıldığı da açıktır. İdarenin ilgilisinin hilesi yahut açık hata sonucunda tesis ettiği hatalı işlemler dışında kalan işlemleri geri almasına yönelik yargısal içtihat (bkz. § 25) dikkate alındığında bu işlemlere yönelik iptal süresinin iptal davası açma süresiyle sınırlandırıldığı anlaşılmıştır. Ne var ki başvurucunun 7/5/2015 tarihinde almaya hak kazandığı diplomasının 11/5/2016 tarihinde iptaline karar verildiği görülmüştür. Başvuruya konu yargılamada yukarıda işaret edilen içtihattan hangi sebeple vazgeçildiğine ilişkin bir açıklama da yapılmamıştır."
Yüksek Mahkeme ihlal gerekçesinde yukarıda yer verilen Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararına atıf yaparak İdarenin ilgilisinin hilesi yahut açık hata sonucunda tesis ettiği hatalı işlemler dışında kalan işlemleri geri almasına yönelik içtihat dikkate alındığında bu işlemlere yönelik iptal süresinin iptal davası açma süresiyle yani altmış gün ile sınırlı olduğunu, altmış gün geçtikten sonra diplomanın iptaline gidilemeyeceğini vurgulamaktadır. Kararın devamında iyi yönetişim ilkesine vurgu yapılmış olup şu cümlelere yer verilmiştir;
"49. İyi yönetişim ilkesi gereği, kamu yararı kapsamında bir husus söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmeleri gerekir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68; Ayten Yeğenoğlu, B. No: 2015/1685, 23/5/2018, § 44). Gerek başvurucunun gerekse idarenin kusurlu hareket ettiği bu uyuşmazlıkta hatalı işlemden kaynaklanan tüm sorumluluğun başvurucuya yüklenerek -işlemin tesisinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçtikten sonra- diploma iptaline karar verilmesi iyi yönetişim ilkesinin unsurlarından olan idarenin tutarlılığı prensibiyle de çelişmekte ve kamu menfaatleri ile bireysel yarar arasında kurulması gereken dengenin bozulmasına yol açmaktadır. Diğer bir ifadeyle somut olayda idarenin de yükümlülüklerini ihmal etmesinden doğan külfetin sadece başvurucuya yüklenmesi sonucu ortaya çıkmış ve bu durum başvurucunun eğitim hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılmıştır.
50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 42. maddesinde güvence altına alınan eğitim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir."
Anayasa Mahkemesince diplomanın uzun bir süre sonra iptaline ilişkin davada uyuşmazlığa ilişkin Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararı dikkate alınarak çözüme gidilmiş olup, anılan içtihat uyarınca yokluk, butlan yahut kişinin gerçek dışı beyanı ve hilesi gibi yanlış işlem tesisine neden olduğu hâllerde süre şartına bağlı kalınmaksızın idari işlem geri alınabilecek ise de, bu haller dışında ancak altmış günlük dava açma süresi içinde yanlış idari işlemlerin geri alınabileceği, bu süre geçtikten sonra ise idare için de işlemin kesinleşeceği ve artık diplomanın iptaline gidilemeyeceği açıktır.
Şüphesiz, her olayın özelinde, başvuru sahibinin gerçek dışı beyanı yada hilesi olup olmadığı yargı merciince değerlendirileceği gibi, somut olayda idarenin açık hatası yada yokluk hallerinin olup olmadığı da dosyayı inceleyen idari yargı merciince karara bağlanacaktır.
Av. Sadi KAYABAŞI