657 sayılı Devlet Memurları Kanununda disiplin cezaları uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarma cezaları olarak sayılmaktadır.Hem 675 sayılı Kanunda hem de diğer personel mevzuatında memura verilecek disiplin cezaları arasında yazılı ikaz şeklinde bir ceza bulunmamaktadır. Uyarma cezası ise "Memura, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir." şeklinde tanımlanmış olup, uyarma cezası dışında kamu personeline yazılı ikaz yapılması mümkün olmadığı gibi uyarma cezasının da ancak usulüne uygun yapılacak bir soruşturma/inceleme sonucu yetkili disiplin amirince verilebileceği açıktır.
Uygulamada kamu personeline verilen yazılı ikaz şeklindeki işlemlere açılan davaalrda iptal kararı verilmekle birlikte bazı mahkemelerce bu yazıların disiplin cezası mahiyetinde ve niteliğinde olmadığından bahisle incelenmesiksizin ret kararları da verilebidliği görülmekte olup, bu şekild everilen bir karar bireysel başvuru yolu ile Anayasa Mahkemesi önüne götürülmüş ve Yüksek Mahkemece işlemin icrailiği ortaya konulmuştur.
Kararda önce "söz konusu yazının idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem niteliği taşımadığı gerekçesiyle usulden reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmüştür." cümlelerine yer verilmiş, devamında ise "Bir idari işlemin icrailik niteliği taşıyıp taşımadığı yönündeki değerlendirmeden hareketle dava konusu edilip edilemeyeceğinin bu husustaki kanun hükmünü uygulayacak olan idari yargı mercii tarafından tespit edileceği açıktır." tespitine yer verilmiştir.
Yüksek Mahkemece Danıştay 12. Dairesinin E:2012/9161 ve 2010/3249 sayılı kararlarına atıf yapılmış, işlemin disiplin cezası niteliğini taşımadığı açık olmakla birlikte söz konusu işlemin davacının özlük dosyasına konulması ve davalı idarenin davacı hakkında takdir yetkisini kullanacağı çeşitli işlemlerde dikkate alınması olasılığı karşısında, davacının hukuki durumuna ciddi etkileri olabileceği belirtilerek dava konusu işlemin idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir nitelikte olduğu vurgulanmıştır.
Kararın devamında ise;
"30. Mevzuatta kamu görevlilerinin yazılı olarak ikaz edilmelerine imkân tanıyan bir düzenleme bulunmaması nedeniyle bu tip işlemler esasen bir disiplin cezası niteliği taşımamaktadır. Bununla birlikte Danıştay içtihadında, özlük dosyasında saklanan söz konusu işlemlerin idarenin kamu görevlisi hakkında takdir yetkisini kullanacağı çeşitli işlemlerde (taltif/ceza/atama/görevlendirme/terfi gibi) dikkate alınabileceğinden hukuki durumunu etkileyebileceğinin kabul edildiği görülmektedir. Anılan içtihattaki yaklaşımın öz itibarıyla statü hukukuna göre çalışan kamu görevlilerinin çalışma hayatının ve mesleki kariyerinin doğrudan, idare tarafından kamu personel hukuku kapsamında gerçekleştirilen birtakım işlemlerle şekillenmesi olgusuna dayandığı tespit edilmiştir. Buna göre Danıştayın söz konusu içtihadının idari işlemin icrailik niteliğinden hareketle dava konusu edilebilirliğinin tespitinde kamu yararı ile bireyin menfaatleri arasındaki adil dengeyi gözeten, objektif ve hukuken kabul edilebilir ölçütler içerdiği saptanmıştır (Ali Diren, § 67).
31. Danıştay içtihadında benimsenen bu yaklaşıma göre somut olayda başvurucunun yazılı olarak uyarılması yolunda tesis edilen ve özlük dosyasında saklandığı anlaşılan söz konusu işlemin başvurucu üzerinde birtakım hukuksal sonuçlar doğurma kapasitesinin bulunduğu, bu hâliyle icrailik niteliğinin olduğu açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bireysel başvuruya konu İdare Mahkemesi kararında ise Danıştay içtihadında belirtilen ölçütler kapsamında herhangi bir irdelemeye gidilmeksizin salt söz konusu yazının bir disiplin cezası olmadığı yönünde şekilci bir yaklaşımla hareket edilerek ortada idari davaya konu edilebilecek bir işlem bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı görülmektedir (Ali Diren, § 68).
32. İdare Mahkemesinin eldeki davada iptali istenen idari işlemin icrailik niteliğini taşıyıp taşımadığının, dolayısıyla davaya konu edilebilirliğinin değerlendirilmesiyle ve 2577 sayılı Kanun'da düzenlenen usul kurallarının uygulanmasıyla ilgili bu şekilci yorumunun başvurucunun hukuksal durumunu etkileyen idari işlemden doğan uyuşmazlığı mahkeme önüne taşımasını engellediği, bu durumun başvurucuya ağır bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir. Bu sebeple başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır" cümlelerine yer verilmektedir.
İdare hukuku ilkelerinden olan kanuni idare ilkesi, idarenin eylem ve işlemlerinin kanuna aykırı olmamasını gerektirmektedir. Bir başka deyişle idarenin eylem ve işlemlerinin kanunun çizdiği sınırlar içinde tesis edilmesi gerekmektedir.Aksi durum, idari eylem ve işlemlerde keyfi davranılmasına sebebiyet vereceği gibi aynı zamanda hukuki öngörülebilirlik ve hukuk devleri ilkesine aykırı bir durum oluşturacaktır.
Anayasa Mahkemesi kararında vurgulandığı üzere kamu personelinin yazılı ikaz edilmesi şeklindeki uygulama hukuka aykırı olduğu gibi bu davalarda verilen "davanın incelenmeksizin reddine" ilişkin kararlar da hukuka aykırıdır. İdari yargı merciilerince bu işlemlerin icrai olduğu kabul edilerek işin esasına girilmeli ve yukarıda yer verilen gerekçe ile iptal kararı verilmelidir.
Av. Sadi KAYABAŞI